28 Aralık 2025 Pazar

 

PLANDEMİ

 

Burada yazılanlar çocuklarıma gerçekleri anlatmak için yazılmıştır. Herkes bilgi edinmek için kullanabilir.

 

Yalan çağında yaşıyorum. Etrafımdaki duyduklarımın çoğunun yalan olduğuna eminim. Bize okutulan tarih kitapları dahi yalanlarla dolu. Ve insanlar öyle yaşıyorlar ki, o kadar zevk hayatına düşmüşler ki her şeyin yalan olması zerre umurlarında değil. Belki çoğu farkında yalanların içinde yaşadıklarının ama gerçekleri bir an olsun yüzlerine söylediğimde ya sinirleniyorlar ya ofluyorlar ya ortamı terk ediyorlar. Sen 5 saniye sonra oradan gittiğinde arkandan kafayı sıyırmış demek için sabırsızlanıyorlar. İnsan öyle bir yaratık ki yaptığı her şeyin ama her şeyin bir sebebi var. Eğer bir insan kendini zevk dünyasına adamışsa doğruları söyleyen birini görmezden gelmek için kendini her şekilde kandırabilir. Ve öylede yapıyorlar. Varsın yapsınlar. Ben iman etmiş bir kulsam Rabbin izniyle ölene kadar gerçeği söyleyeceğim. Benim kararım budur ve bu huyumdan vazgeçmeyeceğim. Burada yazacaklarım gerçeklerdir. Bunları yüzde yüz ispatlayamayacak olsam da gerçeklerdir. İnsan gerçeği içten içe bilir ya işte öyle gerçeklerdir. Gerçekleri biliyorum, çevreme de anlattım, ama dediğim gibi insanlar keyifleri bozulmasın diye devamlı kaçtılar. Artık gerçekleri kavrayamayan kişilerle meramımı paylaşmayacağım. Benim gibi düşünen azda olsa insan var fakat bana uzaklar. O sevmediğim teknoloji sayesinde haber alıyorum bu insanlardan. Nede severdim bir ergenken teknolojiyi. Anladım ki hayatımızı yozlaştırmış mahvetmiş teknoloji. Aslında suçu salt teknolojiye yüklemek hata olur. İnsan tabii ki hepsini yapan. Şeytanları kıskandıran insanlar var. Hepsinden Rabbime sığınırım.

Tarihte de böylemiydi bilemiyorum. İnsan ne kadar zalimleşti kestiremiyorum. Ama Kuran’daki kıssalara bakınca insanoğlunun hatalarını görüyorum ve zamanı gelince Rabbin gazabının geldiğini de. Tabii ki Rabbimin gene bir hesabı var. Onlar plan yapabilir lakin planların en büyüğü Allah’ındır. Zamanı gelecektir. Şu an yaşadığımız fitnelerde bir sonun yada yeni bir başlangıcın adımlarıdır. Rabbim bizi iyilerin arasında eylesin geriye kalan her şey oyundan ibarettir.

Bana ve benim gibi sorgulayanlara, gerçekleri dile getirenlere komplocu dediler. Bu söylem bizi yönetmeye çalışan üst akılında çok hoşuna gitti. Bizleri komplocu diye yaftalamak için ellerinden geleni yaptı onlarda. Yıllarca yer altında çalışıp muhtemelen inanılmaz teknolojiler geliştiren, inanılmaz keşifler yapan ama senelerdir bir tane insanın faydasına bir şey ortaya koymayan üst akıldan bahsediyorum. Bakın bu insanlar 1996 yılında Dolly adında bir koyun kopyaladılar. Zannediyor musunuz ki insanı kopyalamaya çalışmadılar. Bu deneyleri ahlak ve iman dışı bilipte denemediklerini düşünüyor musunuz? Ki bu üst akıllar Allah’ın bize Kuran’da ve diğer kutsal kitaplarda bildirdiği bereketli hilal coğrafyasında yani Orta Doğu da milyonlarca insanın kanının akmasına göz yuman insanlar değil mi? Bu kanları ne uğruna döktüler ve dökülmesine izin verdiler. Tabi ki o pis, dünyanın ekolojisini mahfeden enerji kaynakları için. Bu enerji kaynaklarıyla hem doğayı katlettiler hem insanları katlettiler, şimdide insanı köleleştirmek için kullanıyorlar bu kaynakları.









Dolly

Bir insanın hayatını sürdürebilmesi için doğalgaza ya da petrole ihtiyacı yoktur. Bu metaları hayatımızın merkezine koyarak bizleri bu metalar olmadan yaşayamayacağımıza inandırdılar. En önemli ihtiyacımız gıdayı, tarımı petrole bağlı hale getirdiler. Onlar bunları yaparken aç gözlü insanda 1 yerine 5 alabilmek için o şeytanlara uydu. Dünyanın her yerinden tohumlar topladılar, yine yeraltında çalışıp genetiği değiştirilmiş kendi hibrit tohumlarını ürettiler. Bizim o verimli ata tohumlarımız nerede şimdi. Norveç’te kurulan kıyamet ambarına bir gidin bakalım, belki denk gelirsiniz. Ve işte tamda şuanda yaşadığımız gibi her türlü şartı günden güne kendi lehlerine olgunlaştırıp nihai amaçları olan tüm insanlık âlemini kontrol etmek için ataktalar.









Norveç Kıyamet Ambarı 

Bu hayat normal değil. Çevremdeki hiçbir hayat normal değil. Bize normal olarak öğretildi, orası kesin; ama kesinlikle yaşadığımız hayatlar Rabbin bize bahşettiği insan fıtratına aykırı hayatlardır.

İnsanlık tarihinin 70.000 yıllık mazisi olduğunu söylüyorlar (ben daha kısa olduğunu düşünüyorum gerçi ama hadi öyle kabul edelim). İnsan asırlarca ihtiyaçları doğrultusunda çalıştı. Karnını doyurdu ve barınma ihtiyacını sağladı. Şu koca insanlık tarihinde insanın ihtiyacı yokken çalıştığını düşünüyor musunuz? Tabi mal biriktirme ve çokluk yarışı Kuran’da Allah’ın bize bildirdiği konulardır. Ama şuan olduğu gibi insanlık tarihinde sabah 8 den akşam 5 e kadar çalışma diye bir şey görüldü mü? Bir avcı avını yakaladıktan sonra onu tüketip bitirmeden tekrar tekrar avlanmaya mı çıkıyordu? Ama bizi öyle bir hayatın içine hapis ettiler ki resmen düşünmeye vaktimiz kalmadı. Evet bence en büyük amaçları da buydu. Düşünmeyen toplum. Ve meyvesini de alıyorlar gibi.

Yaşadığımız hayatların çok uzun süreden beri normal olmadığını, tüketim alışkanlıklarımızın, yaşayış tarzlarımızın, üretmeden yaşamamızın insan fıtratına uygun olmadığını; bu sebeplerden hormonlarımızın da normal fıtratın dışına taştığını ve hızla artan hormonlarımızın orta yaşı geçtikten sonra hızla düşüşe geçtiğini; aslında Rabbin fıtratına uygun yaşasaydık şuan olduğumuzdan çok çok çok mutlu olacağımıza eminim. Ama bu kadar anormalliğin arasında 2020 yılına kadar yaşadığımız hayatlar bize çokta garip gelmiyordu. Belki mutsuzduk ama mutlu olmaya imkanımız vardı. Yaşadığımız hayatların anormalliğini fark edip değiştirmeye imkanımız vardı. Ve Rabbin fıtratına uygun yaşayıp mutlu hayatlar süren insanlarda vardı. İşte bu hayatları ve bu hayat olasılıklarını istemeyen birileri var şuan ve yıllardır yaptıkları planları 2019 un sonu 2020 yılının başlarında hayata geçirdiler. Onların bir planı varsa Allah’ında bir planı var.

2019 un Aralık ayında medyada Çin in Vuhan kentinde bir virüs çıktığı haberi yayılmaya başladı. Çin’de yarasa yiyen biri sebep olmuşmuş virüsün ortaya çıkmasına. İlk zamanlar bu haberi kimse çok önemsemedi tabi. Çünkü bu tarz haberlerle daha öncede karşılaşmıştı insanlar. 2005’te kuş gribi 2009 da domuz gribi haberleri gündemde 2 - 3 ay kadar kalmış, dünyanın belli yerlerinde görülüp sonra havaları sönmüş idi.(Üst akıl ya şuan yaptığı atakları o zamanda yapmaya çalışmış ama başaramamış ya da bilinçaltımızı hazırlamak istemişti. Bilinç altını hazırlama üst akılın yoğun kullandığı taktiktir. Hollywood u sırf bunun için kullanıyor diyebiliriz. Bize baştan gösterdiği senaryolarla bilinç altımızı hazırlar sonrasında o olay gerçekten ya da şimdiki gibi kurgusal olarak başımıza geldiğinde vermemiz gereken asıl tepkiyi veremeyiz, olanları kısa sürede kabulleniriz.) Medya devreye yavaş yavaş sokuldu. Korona virüs diğer adı ile Kovid 19 bir diğer adı ile Sars Cov 2 virüsü haberlerinin dozu yavaş yavaş arttırılıyor idi. (Medya üst akılın en etkin silahıdır. O evlerdeki televizyon bu milletin en büyük düşmanıdır. İnsanlar sabahtan akşama çalışıp eve geldiğinde T.V. yi açıp uyuşmak için can atarlar. Haberler saat 7 de başlar. Ortalama herkesin evde olup T.V. yi açtığı saatlerde. İşte o haberlerde ne veriyorsa emin olun gerçek onun tam zıttıdır. Küresel medyaya hizmet etmeyi reddedip foyalarını anlattığı için bu mecradan aforoz edilen Banu AVAR adlı kıymetli şahsın araştırmalarına göre T.V. de izlediğimiz kanalların neredeyse hepside aynı şahıslara aittir. Bende teyit etmeye çalıştım ama bu şeytani akıl interneti dahi tekelleştirmeyi başardığından beceremedim.) 2020 Şubat ayında doz o kadar arttırıldı ki medyanın tek konusu virüs olmaya başladı. Çin’de şehirler karantinaya alınıyordu. Virüsün başka ülkelere yayıldığı haberleri gelmeye başladı. Çin’den sosyal medyaya garip videolar yayılmaya başladı. Öyle ki Çin’de trafikte araçlar durduruluyor, astronot gibi giyinmiş sağlıkçılar ve emniyetçiler şahısları arabalarından indiriyor, orada hemen test yapılıyor, virüs tespit edilen şahıs yanına çok yaklaşılmadan uzun saplı aletlerle resmen paketleniyor ve karantina altına alınıyordu. Bakın bu videoları ben şahsen izledim ve o kadar yapmacık videolardaki çocuk bile anlardı bu videoların kurgu olduğunu. Ama çoğu kişi yiyordu bu videoları. Algıları o kadar körelmişti insanların. Hatta çok sonraları yavaş çekimi yayınlanan bir videoda sokakta adamın biri beklerken sözde virüsün etkisiyle pat diye kapaklanı veriyordu yere. Ve çok sonra yavaşlatılmış videoyu izleyince gördük ki adam düşerken refleks olarak ellerini öne atıp yere çarpma hızını düşürmüş. Resmen gülünçtü, tam anlamıyla komediydi. Başka bir videoda haberlerde yayınlanan ceset torbalarının içinden kafasını uzatan adam kameraların kayıt dışı olduğu bir sırada sigara içiyordu. Peki Neden daha işin en başında "Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı söyleniyordu? bu neyin peşin öngörüsüydü?"

 



Anlamaya başlamıştım ki bu sefer kuş gribi ya da domuz gribi gibi olmayacak. Bütün güçleriyle geliyorlardı. Haberlerin tek konusu buydu. Bazı önlemler alınmaya başlanacağından bahsediliyordu. İnsanlara bilim kurgu filmi gibi geliyordu hatta çoğu heyecanlanmış adeta film tadında geçiriyorlardı süreci. İşte o izletilen Hollywood filmleri amacına ulaşıyordu; insanlar vermesi gereken tepkileri vermiyor, adeta koltuklarına yaslanmış çekirdeklerini ellerine almış izliyorlardı. O zaman şuanda bir kısmıyla iletişimi kestiğim eski üniversite arkadaşlarımın oluşturduğu 6 kişilik bir whatsup sohbet grubumuz vardı. Onlara Nisan ayına doğru sizce bu iş ne kadar sürer diye sorduğumda, bu soruyu bilerek soruyor olmanın ve bu işin çok uzayacağının, bu işi farklı amaçlar için kullanacaklarının farkındaydım; arkadaşlarım ise Hazirana biter diyorlardı. Haberlerde her gün turkuaz renkli bir tablo yayınlanmaya başladı. Ölü sayılarını veriyorlardı. Ölü sayıları günlük 70 civarıydı. Evet yanlış okumadınız günlük sadece 70. O kadar ölümcül bir virüstü ki. Sayılar kimsenin umurunda değildi. Hitler'in Nazi Partisi'nin 'Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı' Joseph Goebbels in "Yeterince büyük bir yalan söylerseniz ve bu yalanı tekrar ederseniz, insanlar sonunda buna inanmaya başlayacaktır" sözü üst akıl tarafından devredeydi. Hastalığın semptomları yüksek ateş, öksürük, halsizlikti. Ne kadarda gribe benziyor değil mi? Yaz aylarında günlük ölüm sayıları neredeyse 5 e düştü. Ama inanılmaz riskli ölümcül virüs devam etti. Haberlerden gündemden yazında hiç düşmedi. Yoksa devam mı etmeliydi !? Yazın azalan hasta sayısı bahar aylarında artışa geçiyordu. Gerçektende bu virüs grip virüsü olmasındı !?







Hitler – Joseph Goebbels

 


Bu sırada bizler hasta sayısı kavramıyla tanıştırıldık. Ölü sayıları kesmiyordu anlaşılan turkuaz tablolara hasta sayıları eklendi.



Kritik 11 Mart tarihinden sonra tüm dünyada uygulanan tedbirlerle tanıştık. Bunlar maske mesafe temizlik idi. Temizlik çokta önemli değildi, temizlik için dezenfektan kullanmamız önerildi sevgili medyamız tarafından. Bol bol dezenfektan. Ellerimizi yıkamasak ta bol bol dezenfektan sıkmalıydık ta ki çürüyene kadar herhalde. İş yerlerine, kapalı alanlara sabit dezenfektanlar yerleştirildi. O dezenfektanlardan bozuk olması sebebiyle damlama yapan biriyle karşılaşmıştım. Bir süre sonra resmen damladığı parkeyi çürütmüştü. İşte bu dezenfektanları sık sık kullanmamız isteniyordu.

Temizlik o kadarda önemli değil demiştim ya ama maske ve mesafe çok çok çok önemliydi. Öyle ki ülkemizde hiçbir yerde görülmeyen şekilde anayasaya kanuna aykırı şekilde genelge ile açık havada maske zorunluluğu geldi. Bizim evde haberler izlenmez, hatta televizyon pek açılmaz. Ben bu maske zorunluluğu haberini ilk babamdan duydum. Aslında bir yandan inanamıyordum ama bir yandan da oynanan oyunun büyüklüğünün farkında olduğum için garipseyemiyordum. Vay canına, demek evden çıktığımız anda maske takmalıydık, oksijen seviyemizi yüzde 30 lara düşürmeliydik hem de sağlığımız için. İnanması gerçekten güçtü. Ama insanların bunu hemen kabullenmelerine inanmak bana daha da güç geliyordu.

Mesafenin adı ise ilginç şekilde sosyal mesafeydi, fiziksel mesafe olması gerekmiyor muydu?? Bunu da pek sorgulamadı insanlar. İnanılması güç 2 seneyi geçti halada sosyal mesafe deniyor. Eğer bir öksürük ve hapşırık damlacığı 9 metre yayılıyorsa mesafe neden 2 metre idi? Askeri 5g protokolleri ile bir alakası yoktur herhalde !?

Genelgeler ise ayrı bir komedi idi. Normlar hiyerarşisini duymuşsunuzdur. Piramit üst sıradan alt sıralara doğru şöyledir: Anayasa, Kanun - KHK - Uluslar Arası Sözleşmeler, Tüzükler , Yönetmelikler en sondada Genelgeler. Altta çıkarılan norm üsttekilerden herhangi birine aykırı olamaz. Lakin bizim aşırı ölümcül virüs için alınan tedbirler hiyerarşinin en altındaki Genelgelerle çıkarılıyorken bir çok Anayasa maddesine dahi aykırıydı. Ama bunu da bizim millet pek önemsemedi. Siz hakkınızı savunup anayasadan bahsederken otobüslerde marketlerde çalışanlar size genelgeyle haddini bildiriyorlardı!? Gerekirse o maskeler vücudumuzda kalıcı hasarlar bırakmalıydı hatta ölmeliydik ama dehşet ölümcül virüs yayılmamalıydı. Haberler bize öyle söylüyordu.

Haberler turkuaz tabloyla başlayıp, maske haberleriyle devam ediyordu. İstiklal Caddesinde maskesini çıkarıp simidinden ısırık alan adamın gizli çekilmiş videoları yayınlanıyordu. Ve bu şahıslara polislerin tutanak düzenleyip Valilerin olur vermesiyle 3bin küsur TL hukuksuz para cezaları kesiliyordu. İlginç şekilde ceza işinin topu Valilere atılmıştı. Açık havada maskesiz dolaşan insanlara ceza kesiliyor ama çevrede binlerce kullanılmış maske göz ardı ediliyor. Kullanılmış maskelerden virüs yayılmıyor herhalde.

Süreç birkaç ay bu seyirde devam ettikten sonra medyada yeni bir şey tartışılmaya başlandı. Neden bu hastalığın aşısı hala bulunamamıştı? Bakın size geçmişte aşıların kaç yılda geliştirildiğiyle ilgili bir kaç örnek vereyim: Mnenjit 68 yıl (1906-1974) , Hepatit B 38 yıl (1943 - 1981), Hemofilus influenza - 44 yıl (1933-1977) , Su çiçeği hastalığı - 34 yıl (1954-1988) , Kabakulak - 22 yıl (1945-1967), Tüberküloz - 21 yıl (1900-1921).

Aşıların günümüz teknolojisinde geliştirilme aşamaları ise şöyle:

Her aşama ne kadar sürüyor?

Bu konuda kesin sayılar vermek mümkün değil. Aşı çalışmalarının maliyetini inceleyen bir araştırma, laboratuar aşaması süresinin çok değişken olduğu ancak deney aşamalarına geçildiğinde ortalama 5 yıl içinde sonuç alınabileceğini öne sürüyor.

Biraz daha eski tarihli (1996) bir araştırmaya göre aşı çalışmaları, en başından en sonuna kadar ortalama 10 yıl sürüyor. Her aşama için öne sürülen ortalama sürerlerse şöyle:

Laboratuar çalışmaları: 2,4 yıl

Faz 1: 2 yıl

Faz 2: 1,8 yıl

Faz 3: 1,4 yıl

Tescil öncesi çalışmalar: 1,1 yıl

Tescil çalışmaları: 1,3 yıl

Yani en iyi ihtimalle aşırı olgun şartlarda bir aşının geliştirilmesi 5 yıl idi. Ama medyaya daha 6 ay geçmişken aşının halen neden bulunmadığı sorusu düşürülmüştü, tabi medyaya düşürülen anında insanların akıllarına da düşürülmüş oldu. Yoksa aşı geciktiriliyor mu sorusunu sorması istendi insanların. Yavaş yavaş insanları aşıya hazırlıyordu sayın medyamız ve tüm dünya medyaları.

Aşı bir zokaydı, amacın insanlara aşı vurmak olduğunu net bir şekilde gördüm o zaman. Evet böyle bir amaçları vardı, halada var ama tek amaç bu değildi. Üst akıl için salgın senaryosu sadece bir başlangıç. Attıkları büyük taşlarla bütün dünyadaki kuşları vurmayı amaçlıyorlar anlaşılan. Fransız devrimini düşünün. Bütün Dünyayı değiştirdi. Ki gene aynı üst akılın oyunu değil miydi? Nasıl aynı üst akıl olabilir diyebilirisiniz. Bakın burada bir parantez daha açıp şuna değinmek istiyorum. Ben inançlı, imanlı bir müminim. Ben Allah a inanıyorum. Onun meleklerine, peygamberlerine, gönderdiği kutsal kitaplara inanıyorum. Diğer kitaplarda bozulma olduğunu düşünmekle beraber elimizdeki tek gerçeğin Kuran olduğunu düşünüyorum. Benim kaynağım Kurandır. Siz inanıyor ya da inanmıyor olabilirsiniz ama benim kurduğum tüm mantık Kurana dayalıdır. Çünkü Kuranı referans alıyorum, Kurana iman ediyorum.

Şimdi gelelim o üst akıla."Şüphesiz ki şeytanlar dostlarına sizinle mücadele etmesi için fısıldarlar" (Enam 121) ayetinde o üst zehirli akılı net şekilde idrak edebilirsiniz. Kovulmuş şeytandan Rabbim Allah a sığınırım. Beni koruyan O dur, her şeyin nedeni, her şeyin sahibi O dur.

Şeytan hiç durmadı. Ademoğlunun yaratılışından beri kibri sebebiyle Ademoğluyla mücadele içinde. İman eden bilir ki neyin hayırlı olduğunu sadece Allah bilir. Ve geçmişten bugüne insanın yozlaşmasında rol oynadı kovulmuş şeytan. İşte o koca tarihimizde anlatılan çoğu şeyin içinde olduğunu düşünüyorum. İşte o bize iyiymiş, insanoğlu için hayırlıymış gibi gösterilen çoğu tarihi olayda kovulmuş şeytanın parmağının olduğunu düşünüyorum. Ve bir eylemde bulunurken kendi ırkından (şeytan cinlerdendi (Kehf 50)) ve yolunu kaybedip şeytanlaşan insan ırkından faydalandığı barizdir. Şuanda ve tarihte olanda budur. Şimdi daha net görüyor musunuz üst akılı. Ama her akılın üstünde de Rab vardır. Bunu hesap etmeyenlerin sonu pişmanlıktır. Rabbim bizi her zaman sırati müstakim yolcusu eylesin, yolundan ayırmasın.

Konumuza dönelim. Uyanan insanların sayısı giderek arttı ve buluşma noktaları twitter oldu. Gerçi twitter, youtube, facebook, instagramında aynı zümrelere ait olduğu kesin ve bu platformlarda da büyük sansür uygulanıyor uyananlara ama bir şekilde sesimizi duyurabiliyorduk. Taglarda neredeyse her gece gündemde 1. sıraları alıyorduk. Haberlere dahi çıkmaya başladık. Haberlerde cahil aşı karşıtları olarak bilinçaltlarına yerleştirilmeye çalışılıyorduk. Aramızda ilerde de isimlerini anacağım doktorlar ve bilim adamları vardı ama bizler cahildik. Daha doğrusu cahil olmalıydık. Sonuçta bütün dünyanın kabul ettiği bilime karşı geliyorduk. Bence bir çok doktor bilim adamı işin içinde bir gariplik olduğunun farkındaydı ama karşıt görüşte bulunanın medya tarafından derhal aforoz edildiği bir ortam oluşturuldu. Ve çoğu paraya tapan bilim ve tıp insanı konuşmuyordu bence. Ya da öyle bir eğitimden geçirilmişlerdi ki zaten aldıkları eğitimlerde bu üst akılların bizi istedikleri kalıba sokabilmek için tasarladıkları eğitimlerdi. Ve bu eğitim sisteminin içinden para hırsıyla çıkmış bireylerin doğruyu söylemesi ya da kavraması çok düşük ihtimal olabilirdi. Evet, ülkemizdeki eğitim sisteminin de bağımsız olduğunu düşünmüyorum, kısa bir araştırmayla yazboz tahtasına dönen eğitim sistemimizin tarihini bir gözden geçirebilirsiniz.

Microsoft Şirketinin kurucusu Bill Gates 80 ve 90’lı yılların parlak yazılımcısı olarak anılıyordu. Saniyede 230 dolar kazandığı söylenir. Eşi Melinda Gates ile 2000 yılında Bill & Melinda Gates Vakfını kurdular. Vakıf wikipedia da  sıtma, açlık gibi küresel sorunları çözmeyi amaçlayan kâr amacı gütmeyen bir vakıf olarak tanımlanıyor. Zaten böyle tanımlamalarda küresel lafını duyduğunuzda bir dur bakalım orda diyeceksiniz. Sevgili Bill ve Melinda paranın dibine vurunca Afrika’daki çocuklara ve kadınlara yardım etmeye karar veriyor. Ama Afrika’daki on binlerce açı doyurmak dururken hep oradaki hastalıklarla ve aşılarla ilgileniyorlar. Büyük fonlamalar yapıyorlar. Ne kadarda iyi insanlar değil mi !? Sevgili Bill şuan yaşadığımız sözde salgında da baş rolde. Sürekli orda burada salgının nasıl yönetileceği ile ilgili açıklamalar yapıyor ve konuyu sonunda aşılara bağlıyor. Bill eski konuşmalarında da aşıları geliştirirlerse dünyadaki nüfus artışını yüzde 10- 15 civarı düşürebileceklerini söylemişti. Bu kimseye enteresan gelmedi herhalde, adam aşılarla nüfus artışını engelleyebileceğini söylüyor. An itibariyle "Bir sonraki salgını nasıl önleriz diye?" kitap yazdı. Bir sonraki salgının yakın zamanda geleceğinden çok emin gibi. Tabi ki en önemli silahları da aşı. Aşı gerçektende bir silah ama millet farkında değil. Ne idüğü belirsiz sıvıları patır patır vuruldular.









Bill Gates

 

Ülkemize ilk Çin aşısı Sinovac geldi. Bunlara aşı dediğime de bakmayın, faz3 çalışması bitmeden aşı denmiyormuş. Bunlar olsa olsa bizim cenahın söylemiyle deney sıvısı. Sırf bunları insanlara enjekte edebilmek için Acil kullanım onayı diye bir tabir uydurdular. Onayı veren Dünya Sağlık Örgütü. Peki Dünya Sağlık Örgütü kim? Tahminimce gene kurgusal bir savaş olan 2. Dünya Savaşının sonunda kurulan Birleşmiş Milletlere ait bir çok örgütten biri. Sağ olsunlar kendi ülkelerindeki sağlığı bırakıp tüm dünyanın sağlığıyla ilgilenmeye başladılar. Bunların sürekli bölgelerle değil de tüm dünyayla ilgilendiğini görüyorsunuz demi. Bakın Birleşmiş Milletler, isimdeki ilizyona bakın. Milletler birleşsin kardeşim, ayrı ayrı olunca yönetmesi zor oluyor. Bu tarz kpss ye çalışırken Vatandaşlık dersinden aşina olduğumuz Dünya Sağlık Örgütü, Gıda ve Tarım Örgütü yok efendim Unicef, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, Uluslararası Göç Örgütü vs. vs. üst akılın milletleri kontrol altında tutmak için uydurduğu örgütlerdir. Ülkeler çeşitli lobilerle, baskılarla, rüşvet yoluyla ve en güçlü silahları borçlandırmayla bu örgütlere üye hale getirilip ilgili konu hakkında örneğin şuan sağlıkta olduğu gibi, onlar ne deniyorsa o yapılır.  




Ülkemize gelen diğer aşıda Biontech şirketine ait aşıdır. Enteresan şekilde aşıyı Biontech şirketinin Türk Ceo su Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci bulmuştur. Bilinir ki batı bizim ırkımızı pek sevmez ama Uğur Şahin ve eşi batıda kahraman olarak lanse edildi. Biontech aşısı insan dna sında risk oluşturabilecek daha etkileri çok iyi bilinmeyen ama sözde bir mucize olarak tanıtılan mRNA teknolojisine ait. Bu mRNA teknolojisine sahip aşılar aktif aşı olarak tanımlanırken Sinovac gibi aşılar inaktif aşı olarak anılıyor. Ve dönemimiz Sağlık Bakanının Aralık 2020 tarihindeki "Türkiye bu kadar zavallı mı, sonuçlarını bilmediğimiz aşıyı 83 milyona yapacağımızı mı düşünüyorsunuz" şeklindeki açıklamasının hemen ardından ne olduysa ülkemizde Biontech mRNA aşılarının vurulmasına karar vermişlerdir. Uğur Şahin’le yapılan röportajda aşıyı kendisinin vurulup vurulmadığı sorulmuş, şirket politikaları sebebiyle aşıyı vurulmadığını belirtmiştir. Şaka değil hepsi gerçek.

       








Uğur Şahin-Özlem Türeci

 

İnsanımız maskeyi çok sevdi. Tutku ile bağlandılar maskelere. Sokaklarda herkes maske takıyordu. Beynim bu görüntüye çok zor adapte oldu. Her gün uyanıyordum, normal bir günmüş gibi davranıyordum. Pencereye yanaşıp dışarı bakıyordum birden sokakta maskeli insanlar görünce küçük bir şok yaşıyordum. Beynim bir türlü olayı kavrayamıyordu. İnsanlar gerçekten maske takmazlarsa öleceklerini sanıyorlardı herhalde. Rabbim bize Ali imran suresi 145.ayetinde : "Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kişi ölmez. Vakti belirlenmiş bir yazıdır o. Dünya çıkarını gözetene ondan veririz; âhiret yararını gözetene de ondan veririz. Şükredenleri ödüllendireceğiz biz." diyordu ama çoğu insanımız kuranı sadece duvarda yükseğe asılıp saygı duyulan bir kitap olarak bildiğinden muhtemelen hiç açıp okumamışlardı. Maske kesinlikle Allah’ın yarattığı fıtrata aykırıdır, kesinlikle. Hatta bir gün bunu toplum içinde de dile getirdim. Cuma namazına gitmiştim. Sokakta zaten maske takmıyordum. Camiye girince de takmadım. Tabi benden başka herkes maskeliydi. Bir kaç dakika geçtikten sonra kovulmuş şeytan arka taraflarda yaşlı amcalardan birini dürttü muhtemelen. Amca arkadan etrafına aramızda maske takmayanlar var demeye başladı. Homurdanmalar giderek çoğalırken ben o sırada namaza durmuştum. Namazım bitince yanıma bir çocuk geldi ve bana maske verdi. Alıp yanıma koydum, takmadım. Homurdanmalar daha da artmaya başladı. Takmıyor yahu nidaları yükseliyordu. Ben yavaş yavaş gerilmeye başlamıştım. O sırada cami görevlisi yanıma gelip bana maske verdi ve maskenizi takar mısınız dedi. Bende dayanamayıp oradaki amcalara döndüm ve Allah sizi maske ile mi yarattı diye sesimi yükselttim. Artık bu oyunlara gelmeyin dedim. Cami görevlisi hala yanımda durmuş ısrar ediyordu bu seferde ona dönüp gözlerinin içine bakıp Allah seni maske ile mi yarattı dedim. Bu lafımın üzerine herkes suskunlaştı araya da ezan girince yanımdan ayrıldı görevli. Ve o maskeyi camiden çıkana kadar takmadım. Bu yaptığım gereklimiydi. Evet gerekliydi. Zaten toplumun yozlaşması insanların hiçbir şeye ses çıkarmamasıyla başlıyor. Kuran mescitlerde yüzlerinizi kıbleye dönün der, bizim milletin camilerde yüzü maske ile kapalı hala. Ateşe tapan mecusilerin yüzleri kapalı şekilde ayin yaptığını biliyor muydunuz?









Mecusi Ayini

 

Hastanelere düşüp ölen insanlar vardı. Ama uygulanan tedavi DSÖ nün verdiği algoritmaya göreydi. Kesinlikle başka tedavi uygulanamazdı, hatta işyerinden arkadaşımın abisi doktordu, ondan aldığımız duyuma göre bu konuda doktorlar tehdit ediliyordu. E zaten bu büyük bir soru işaretiyken gene kimse sorgulamıyor ve biz gene büyük şüpheleniyorduk. Sonra tedavinin çok hatalı olduğuna dair duyumlarda gelmeye başladı. Süreç şu şekilde idi: şahıs hasta oluyor, muhtemelen mevsimsel grip, sonra test yaptırıyor, testi pozitif çıkınca Sağlık Bakanlığının kurduğu filyasyon ekipleri evinize kadar ilaçlar getiriyordu. İlk kullanılan ilaçlardan biri sıtma hastalığında kullanılan hidroksiklorokin idi. Yurtdışında yapılan çalışmalarda ilacın virüste işe yaramadığı bildiriliyordu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca yaptığı açıklamada ilgili çalışmalarda kullanılan verilerin tutarlı olmadığını, çalışmaların yanıltıcı olduğunu, ilacın etkili olduğunu söyledi. Mayıs 2021 e geldiğimizde Sağlık Bakanlığı ilacın etkisiz olduğu gerekçesiyle korona tedavisinde kullanımının durdurulduğunu bildirdi. Bugüne kadar boş yere yutanlara bilinen ve bilinmeyen yan etkileri ile afiyet olsundu.

Kullanılan diğer bir ilacın adı favipavirdi. İlaçtan ilk gün sabah 8 adet akşam 8 adet ve diğer ilerleyen günlerde azalan dozlarla almalıydınız. İnanabiliyor musunuz, günde 16 ilaç 8 er 8 er bir anda. Ey mübarek intihar mı ediyoruz diye soranda olmadı tabi. Hatta o evde yaşayan tüm insanlara bu ilaçlardan veriyorlardı, hasta olsun olmasın kullanmalıydılar. Bilim insanları geçte olsa Kasım 2021 de favipavir ilacının da etkisiz olduğuna kanaat getirdi. Televizyona çıkan sözde bilim kurulunun üyelerinden Dr. Serap Şimşek ilacın başta etkili sanıldığını ama yapılan çalışmaların sonucuna göre etkisiz olduklarını söyledi. Spiker Mehmet Akif Ersoy un hocam biz günde 16 ilacı boşuna mı kullandık sorularına Dr. Hanım pek cevap veremezken Mehmet Akif in ilaç halen kullanımda mı sorusuna Dr. Hanım Evet halen kullanımda, Sağlık Bakanlığının politikası bu yönde dedi. Bunun üzerine Mehmet Akif in sağlığın politikası mı olur sözü çok anlamlıydı ama anlayana. Mehmet kardeşimiz işin saçmalığının farkındaydı ama bunu sadece şirketlerin para hırsına bağlıyordu lakin oyun çok daha büyük umarım onunda farkına varmıştır. (Tevafuk budur ki bu yazıyı yayınlamaya karar verdiğim 2025 yılının Aralık ayında bahsi geçen Mehmet Akif Ersoy fuhuş, uyuşturucu tarzı tam paket iddialarla daha soruşturma aşamasındayken şu an hapiste, kendisi tüm iddiaları reddediyor. Babası İsrail in Gazze zulmünün başlarından beri meydanlardayken kendisi de uzun süreler Orta Doğu haberleri yapmış bir isim, etki ajanları tarafından da İran ajanı sosuyla beraber aşırı Siyonist operasyon kokuları yayılıyor etrafa) Bu ilaçlara rağmen gribi ilerleyenler oluyordu. Bunları da hastaneye alıp ağır ilaçlara devam ediliyordu. Biranda 250 mg kortizon veriliyormuş. Ve bu yüksek dozlu ilaçlar hastanın vücudunu iflas ettiriyor en sonunda da yoğun bakıma alınıyor orada da entübe edilip ölüyor Turkuaz tabloya +1 eklenip cenazesi ailesine teslim ediliyordu. Resmen cinayetti resmen ve kovid 19 önlemleri kapsamında cesede otopsi yapılması yasak idi. Sosyal ağda izlediğim bazı hasta yakını videolarında, hastalarını güle oynaya teslim edip 2 gün sonra ölüsünü alanlar vardı. İnanamıyorlar bir yandan da hastanede katliam yapıldığını söylüyorlardı. Bizim millet ise maske sayısını 2 ye hatta 3 e çıkardı. Üst üste takıyorlardı. Aslında burunlarına mandal takıp hiç nefes almasalar da iyi.

Herkes 3 er 3 er maske takarken çöpten geçimini sağlayan insanlar dikkatimi çekti. Çöpten karton plastik cam toplayıp satanlar. Ne maskeleri vardı ne bir şeyleri. Bunlar hiç mi hasta olmuyordu be kardeşim hiç mi bu çok ölümcül virüs bunlara bulaşmıyordu. Ayrıca evde koronadan ölende duymadım hiç. Hep hastanede entübe olup ölüyorlardı nedense. Hiç o Çin’de ilk zamanlar yayınlanan görüntülerdeki gibi biranda düşüp ölen adamda görmedik. Mezarlık ve cenaze işçileri işlerinin her zamanki yoğunlukta olduklarını söylüyor. Televizyonda hastanelerin ağzına kadar dolu olduğu gösteriliyordu ama ben bizzat şahidim hastaneler boştu.

Yukarıda anlattığım silsile ile amcamın oğlunun kaynanası vefat etti. Kadın 62 yaşında turp gibiymiş. Romatizma için gittiği hastaneden 2 hafta sonra cenazesini aldılar. Aile yakınlarımızdan 3 kişinin de bu hastane sürecinde ağır ilaçlar sonucu çoklu organ yetmezliğinden vefat ettiklerini biliyorum. Bu ölümlerin hepsi turkuaz tablolara korona ölümleri olarak yansıtıldı.

Gün geçtikçe medyada daha önce görmediğimiz profesörler, doktorlar, doçentler boy gösterdi. Korona virüste aşı maske mesafe dezenfektanların ne kadar etkili olduğunu halka açıklıyorlardı. En ünlüleri Mehmet Ceyhan’dır. Hala ara ara kanallarda gözüküyor. Bu adamın katıldığı bir programda "siz aşıyı bulana kadar pandemi biter zaten" diye bir lafı var ki komiktir.










Mehmet Ceyhan

Prof Dr Bingür Sönmez televizyonda herkesin aşı vurulacağını, vurulmayanlara halkımızın kız vermeyeceğini, sokaklara çıkamayacaklarını, vatan haini olduklarını ve nasıl köpekler aşısız gezemiyorsa bizimde o şekilde olacağımızı söyleyerek neredeyse köpekler gibi aşılanacaksınız demeye getirdi. İnanılmaz tepki topladı. Aşılanan insanlar dahi yuh dedi. Birçok kişi mahkemede kendisinden şikayetçi oldu.

Dünyada ve dünyadaki ülkeleri takiben ülkemizde sözde salgını önlemek için sokağa çıkma yasakları başladı. Zaten dünyada ne uygulama oluyorsa bir süre sonra ülkemize geldi. Bu bile tek yerden yönetildiğimizin ispatıdır. Kapanmaların çok garip bir takvimi vardı. Hafta içi kapanma olmuyor herkes işine gücüne gidiyor hafta sonu sokağa çıkma yasağı geliyor herkesi evine kilitliyorlar. Çalışırken virüs bulaşmıyor herhalde. Sonuçta bu düzeni yönetenlerin kurduğu eski kölelik düzeni de biryandan devam etmeliydi. Pırıl pırıl güneşli havada dışarıya çıkmamız yasaktı. Tabi ki hepsi sağlığımız için. Hele hala içime oturan bir karar vardı ki kendime yediremiyordum. Ülkeye gelen turistlerin sokağa çıkması serbestti. Onlar güle oynaya geziyorlar memleketimizin tadını çıkarıyorlardı. Akşamda küreselci haberler turistlerin istiklal caddesinin tadını çıkardıkları görüntüleri "Turistler Güneşli havanın tadını çıkardı diye" servis ediyorlardı. Kimsede bu turistler neden salgından etkilenmiyor, neden hiç ölen turist yok diye sormuyordu. Yemin ederim bunlar yaşandı. Tam anlamıyla dalga geçtiler bizim milletle. Tam manasıyla bir basiret bağlanmasıydı. Sosyal medyada tepkiler vardı ama sadece o kadar. Resmen sessiz bir işgal altındaydık. Eskiden topla tüfekle geliyordu düşman. Ah nasıl isterdim gene o şekilde şerefiyle gelmelerini delikanlı gibi savaşmayı nasıl istedim. Bu resmen şerefsizce bir işgal. Medya ve tağutlaşmış kurumlar yoluyla işgal ediliyoruz.

Bu kapanmalar yüzünden esnaf kan ağlıyordu. Aylarca dükkanını açamayan küçük esnaf bitikti. Ekonomimizde bir yandan bu şekilde zayıflatılıyordu. Ama küreselcilerin eve getir servisleri tıkır tıkır çalışıyordu. Milleti bu dönemde hep eve getir servislere mahkum ederek alıştırdılar. Yemekten market alışverişine her şeyi evinizden yapmalıydınız. Küçük esnaf bitmeli büyük küreselci tekeller iyiden iyiye tekelleşmeliydi. Bunların liberal ekonomisi de böyle oluyor işte."Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler" (A.Smith) Ama onlar kimi isterse onlar yapsınlar yalnızca onlar geçsinler. Üreten küçük esnaf, köylü, çiftçi, sütçü, kasap bir şekilde egale edilmeliydi.

Okullar neredeyse 1 sene kapalı kaldı. Uzaktan eğitim diye bir şey uydurdular. İlkokul 1 den Üniversite son sınıfına kadar eğitimi internet yoluyla karşılıklı konferans sistemiyle vermeye çalıştılar. Benim çocuğumda bir süre katıldı bu eğitimlere. Hiçbir faydası olmuyordu. Çocuklar arkadaşlığa, dostluğa, sınıf ortamına aç bırakıldılar. Yalnızlaştırılıp teknoloji bağımlısı olmaları isteniyor.

Kasım 2020 de turkuaz tablolara bu seferde vaka sayısı diye bir kavram eklendi. Anlaşılan hasta sayısı da artık kesmiyordu. Çünkü hasta sayısı düşüyordu. Vaka gidip test yaptırıp, testi pozitif çıkanların sayısıydı. Vaka sayısını yüksek tutmak çocuk oyuncağıydı. Bolca test yaptığın zaman zaten vaka sayıları yüksek çıkıyordu. Ve 2021 Şubat ayında zorunlu testler getirildi. Uçağa mı bineceksiniz test, hastane kapısından içerimi gireceksiniz test, işe mi gireceksiniz test. Dedik ya ne kadar test o kadar vaka. Bu sayede de istedikleri zaman vaka sayılarını yükseltip azaltabildiler.

Gelelim şu meşhur PCR testine:

Kary Banks Mullis 28 Aralık 1944 – 7 Ağustos 2019 yılları arasından yaşamış Amerikalı bir biyokimyacıdır. 1983 yılında Polymerase Chain Reaction (PCR) testini bulmasıyla ünlüdür. Bu buluşuyla 1993 yılında Nobel Kimya Ödülüne layık görülmüş. Yapılan bir söyleşide bulduğu testle ilgili şunları söylüyor: "Eğer tek bir molekülü gerçekten ölçebileceğin bir boyuta büyütebilirsen ki PCR ın yaptığı şey bu; sonrasında bunlardan en az bir tane bulunmayan çok az molekül var aslında, bundan dolayı sonuçların anlamlı olduğunu iddia etmek yanlış kullanım olarak düşünülebilir. PCR bir şeyden çok şey elde etmek için kullanılır, bundan dolayı PCR size hasta olup olmadığınızı söylemez ve sonuçta ortaya çıkan şeyin sana zarar vereceği gibi bir şey söylemez" diyordu. Kendi bulduğu testi hastalık teşhis etmez diye tanımlarken son yılların sözde yaşanılan en ölümcül ve büyük salgınında bu testin kullanılması garip ve şahsın 7.8.2019 olan ölüm tarihide dikkat çekici.

Prof Stefano Scoglio PCR testinde devir sayısının hiç mühim olmadığını PCR da ki gen dizilimlerinin bizzat insan genomundaki düzinelerce dizilimle eşleştiğini ve 100 e yakın mikropta da bulunduğunu söyledi. Yani bunun anlamı şu idi; sizin geçmişinizde yaşadığınız enfeksiyonlar sebebiyle PCR testi pozitif çıkıyordu. DSÖ sonradan PCR testinin güvenilmez olduğuna dair güncelleme yayınladı. Medyada gram gündeme gelmedi ve hala PCR testi hastalık teşhisi için kullanılmaya devam ediyor.



Ortalıkta birde hastalık semptomu göstermeyen şahısların virüsü gene de yaydığına dair iddialar vardı. Yani ben turp gibi sağlıklı sapasağlam bir bireydim ama hasta olmamama rağmen virüsü başkalarına taşıyıp bulaştırıyordum. Bu sebeple dışarıda dahi maske takmalıydım. Bu iddia kime mi aitti tabi ki medyaya. Almanya'nın uluslararası en çok atıf yapılan tıbbi araştırmacılarından Mikrobiyolog, Enfeksiyon Epidemiyoloğu Prof. Sucharit Bhakdi ise "Semptom göstermeyen birinin kovid 19 yaydığına dair bir tane bile veri olmadığını" beyan ediyordu.








Prof. Sucharit Bhakdi 

Her ülkede bilim kurulları oluşturulmuştu. Bilim kurullarınca bilim insanları toplanıyor ve devlete salgın hakkında önerilerde bulunuyor. Bu müthiş bilim insanlarının önerilerinin maske mesafe aşı kapanma dışına çıktığına pek şahit olmadım. Bilim buydu işte. Biz eleştirince sorgulayınca bilim dışı bilim düşmanı olarak gösteriliyoruz. Bu müthiş bilim insanları yaptığı açıklamalar önerdiği önlemler için hangi araştırmaları yapıyorlardı acaba. Yoksa DSÖ nün talimatları bilim toplantılarında tartışılıyor ve öneri olarak mı sunuluyordu. DSÖ bu süreçte yine enteresan şekilde İstanbul da ofis açtı.

HES kodu: Hayat Eve Sığar kodu hayatımıza sokuldu. Herkesin TC numarası aracılığıyla bir kod üretiliyor. Bir kuruma avm ye ve hatta otobüslere dahi bineceğiniz zaman bu kodla giriş yapmak zorundaydınız. Bu kodlar sözde sizin çevrenizde hastalığa yakalanmış varsa tespit ediyor ve riskli kategorisine alınıyordunuz. Riskli iseniz evden 14 gün çıkmanız yasaktı. Her yerde bilinç altına evde kalmamızı söyleyen mesajlar vardı. Örneğin trafik ışıklarında, reklam panolarında, araba radyolarının frekansın yazdığı bölümlerde Evde Kal yazıyordu. Sağlığımız için güneş görmemeli hareket etmemeli evde uslu uslu Netflix izlemeliydik. Daha sonra aşı durumları da HES Koduna eklendi ki muhtemelen daha aşı bile anılmadan planlanmıştı bu. Aslen müthiş bir takip sistemiydi HES kodu. Ve diğer ülkelerde yoktu böyle bir uygulama. Ülkemiz acaba birilerinin deney sahasına çevriliyor olmasın.

Amerikalı iç hastalıkları uzmanı Dr Carrie Madej sosyal medyada yaptığı açıklamada hastane ve doktorlara kovid 19 tanısı koymak için maddi teşvikler sağladığını, kesinlikle aşı olmayacağını, bu aşının insan türü için deneysel kabul edilmesi gerektiğini çünkü insan bedenine değiştirilmiş, yani sentetik mesengar DNA veya RNA verildiğini, sonuçlarının neler olabileceğinin bilinmediğini ayrıca bu aşı ile nano-lipid diye bir teknoloji kullanıldığını sonuçlarının çok fena olabileceğini bildirdi.









Dr Carrie Madej

Eski geleneksel aşılardan sakatlanmış çok çocuk tedavi ettiğini belirten Dr Barre Lando üzerinde yeterince test yapılmaması ve öne sürülen salgının düzmece koşullarından dolayı herkesi kovid 19 aşılarına karşı son derece ihtiyatlı olmaya davet etti.

Varlığıyla onur duyduğum gerçek Prof Dr Canan Karatay salgının ilk zamanlarında medyaya çıkarılmış, "abartılacak bir şey yok, korona virüsler her zaman vardı, bu virüslerle biz yıllardır yaşıyoruz. Bu sadece bir grip virüsüdür. Kelle paça için doğal beslenin ayrıca virüsler hızlı şekilde mutasyon geçirirler, bu virüs çıktığından beri 100 kez mutasyona uğramıştır. Mutasyona uğrayan virüsün aşısı nasıl olsun" açıklamalarının üzerine bir daha televizyona çıkarılmadı. Sosyal medyada da yok.  Daha sonra ana akım medya virüsün mutasyona uğradığını kabul ederken eğer öyle ise neden insanları aşıladıklarını hiç gündeme getirmediler.

666 sayısı ve 9/11 sayıları şeytanın velileri tarafından çokça kullanılır. Salgın döneminde bu sayılar ülkemizin her yerinden fışkırmaya başladı adeta. İnsanlar bunları da göremiyordu. Görse de gülüp geçiyordu: Örneğin her gün yayınlanan turkuaz tablonun genelde bir hanesi nasıl oluyorsa 666 idi; TRT haberlerde alt yazıda "Azınlık elitler dünyayı yönetecek" mesajı yayınlandı. Aslında haber bu tarz söylemlerin komplo olduğu ile ilgiliydi ama gerçekte yapılan insanların bilinçaltına mesaj göndermek ve dalga geçmekti. Üst akılın new world order yeni dünya düzeni söylemini kendi devlet yöneticilerimizden de duymaya başladık. Üst akılın talimatı bu yöndeydi muhtemelen. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ekranlara "Aziz vatandaşlarım tüm dünya ile birlikte salgın boyunca ağır bedeller ödedik, yeni bir dünya düzenine sert ve hazırlıksız bir geçiş dönemi yaşadık" dedi başka bir söyleminde de aşı olun bu güce güvenin diyordu, buda nereden çıktı şimdi, ne gücünden bahsediyor ne alaka diye soran pek olmadı.

 Kovid 19 vakası bildiren hastanelere 666 tl fon sağlanıyordu. Bak sen şu işe. Faherttin Koca nın attığı tweetlerden: 3 saat önce 33 milyonuncu doz aşıyı yaptık. 6 saatte 6 doz 6 aşı. Vergilere zam geldiğinde zam oranı hep 9,11 di. Haber sitelerinde falan filan vergisine 9,11 zam başlıklarını sık görüyorduk. Gene haber sitelerinde birinde 911 ilçeden bahsediyordu. Gerçekten Ülkemizdeki ilçelerin toplam sayısı 911 miydi? Diğer bir haberde Suriye sınırının 911 km olduğunu söylüyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hiçbir şey eski dünyadaki gibi olmayacak dedi. Televizyonlarda verilen bir haberde 507.666.000 tl yatırımla Konya nın altyapısını güçlendiriyoruz diyordu. Rakamlar gerçekten ilginçti. Bir başka ilginç rakam ise 2022 Milli Piyango çekilişinin kazanan büyük ikramiye numarası idi: 9876066. Acaba bir şeylerin geri sayımı mı yapılıp sonunda gene 666 ya bağlanıyordu. Rakamların ilginçliğinden arkadaşlarıma bahsettiğimde yoo çok garip değil ilgi çeksin diye yapıyorlar diyorlardı. 911 leri de mi ilgi çeksin diye yapıyorlardı sizce. Ve bunun gibi niceleriyle satanist pedofili üst akıl millete mesaj gönderiyordu.



Ülkemizdeki yıllık toplam ölümlerin kaç olduğu hiç anılmıyordu. TÜİK her sene yayınlanan toplam ölüm istatistiklerini enteresan şekilde yayınlamadı. Ama 2021 Mart ayında Bakan Koca herhalde yanlışlıkla olacak toplam ölüm istatistiklerini televizyonda verdi. Aynen şunları söyledi:"burada ise 2019 ve 2020 yıllarının ilk 8 aylık ölüm istatistiklerini gösteriyor, burada özellikle 2019 yılı toplam ölümler 297.275 tir, buna yıllık beklenen artış oranı olan yüzde 2.2 ilave edildiğinde 2020 için beklenen ölüm 303.815; 2020 de gerçekleşen ölüm 303.262 yani geçen yılki vefat sayımızla uyumlu hatta daha altında; ilk 8 ay için söylüyorum" lafının devamında korona ölümlerini 6000 olarak anıyor ama bunu sanki toplam ölümlerin dışındaymış gibi söylüyordu. Kesinlikle dışında olduğunu düşünmüyorum 303.262 nin içindeydi. Gün gibi istatistik karşımızdaydı. Ölüm sayılarında hiçbir değişiklik yokken bence yalan salgının en büyük kanıtıdır bu. Zaten bu videoyu telefonuma kaydedip her korona var diyene sunuyordum. Kimse gıkını çıkaramıyordu. İşte size çok ölümcül virüsün oluşturduğu inanılmaz büyük ölümler. Milletle kesinlikle dalga geçiyorlardı. Bu rakamlar anılırken oturdukları yerden insanlara güldüklerine eminim. Ama bizim millet derin uykudaydı. 2020 Eylül ayında da Fahrettin Koca "eğer hastalığa yakalanırsak aşının bir anlamı kalmaz" demiş idi. Sonra ne oldu da değişti.










Fahrettin Koca

 Tüik in resmi istatistiklerine göre salgından önce Türkiye de yaklaşık 150 kişi solunum yolu hastalıklarından vefat ediyordu. İşte o solunum yolu ölümleri 0’lanıp kovid 19 ölümleri olarak yazılmaya başlanıp her günde televizyonlarda verilince alın size salgın. Gene Bakan beyin katıldığı bir söyleşide mevsimsel grip nereye kayboldu sorusuna sinirlenen Fahrettin Koca “Artık mevsimsel grip kovittir” diye cevap verdi. E işte kendi ağzıyla söylüyordu ya kovidin mevsimsel grip olduğunu.

Bir yandan da uluslararası İstanbul sözleşmesi ile gelecek için hazırlanan LGBT soslu cinsiyetsiz insan projesinin ve Paris iklim anlaşması ve Hayvan haklarının içine gizlenen yapay et gibi projelerin temeli atılıyordu. Şeytani akıl kadına şiddeti haberlerde köpürtüp içinde trans insanın gizlendiği İstanbul Sözleşmesini savunuyordu. Bu akılın amacı hep farklıdır. Rabbim Fatır suresi 5. Ayetinde "Ey insanlar, Allah'ın vaadi haktır! O halde iğreti dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı, o çok gururlu, sizi sakın Allah ile aldatmasın." diye iyilikle bizi kandırmaya çalışanlar için uyardı. Dünyada açlıklar, savaşlar, sefalet kol geziyor bu akıllar bunlar için hiçbir şey yapmaz iken nedense hep iyiliğimizi istiyorlar.

Belçika dan tıp doktoru Johan  Denis "Korona virüs aşısının güvenliği olduğu ya da koruduğu da bilimsel olarak ispatlanmamıştır, tıbben bunu gerektirecek acil bir durum yoktur, sahte bir pandemi kurgulanıyor;  zarar, can ve kişiden kişiye bulaşma kabiliyeti bakımından değerlendirildiğinde koronovirüs mevsimlik griple kıyaslanabilecek düzeydedir; devletler tarafından uygulamaya alınan aşırı ve orantısız tedbirleri kabul etmiyorum; ortada bu tedbirleri gerektirecek olağanüstü hal yok; olay sizi aşıya evet diyecek kıvama getirmek için korkutma üzerine kurulmuş bir senaryodan ibaret; bu aşının güvenle vurulabileceği kanıtlanmış filan değil; fazla hızlı geliştirildi; uzun vadeli etkileri ne olur fikrimiz bile yok; çok daha detaylı çalışılması araştırılması lazım; acil bir durum yok; DNA nızı değiştirme olasılığı var;  gelecek nesiller için onarılamaz ve geriye çevrilemez sonuçları beraberinde getirecektir bu; insanlık üzerinde girilmiş bir deneydir bu; kobay hayvanı değiliz biz; bu aşıda nanoteknoloji kullanılmakta; askeriye tarafından geliştirilmiş hidrojel içerisinde nanobot teknolojisi bulunmakta; bunun 5g teknolojisi ve yapay zeka bağlantılı akıllı telefonunuz üzerinden sizi uzaktan kumandalı kuklaya çevirebileceğine dair kuvvetli endikasyonlar bulunmaktadır; böyle bir durumda insanı insan yapan her şeyin kaybedilmesi sözkonusu" dedi.

ABD li Kayropratik hekim Daniel Cullurr, Dr Ralf Er Sundberg gibi hekimlerde yaşanan şeyin gerçek bir pandemi olmadığını bildirenlerdendi.

Ondokuz Mayıs Üniversitesinden Prf.Dr Alişan YILDIRAN bir kısmı yayınlanan röportajında "son birkaç aydır kendilerine nötropenik çocuklar geldiğini, kanda bulunan nötrofil hücrelerinin düşük olduğunu, bu çocukların sık maske kullandıklarını, çocukların bu yüzden petrotoksik madde inhale ettiklerini, bunun kemik iliğini baskıladığını, maske takmaya zorlamanın kesinlikle yanlış olduğunu, bunun bilim ile bir alakası olmadığını, bilim kurulu denen kurumun akıl ve mantıktan uzak olduklarını,bir çocuğa maske taktırmanın deli saçması olduğunu" söylüyor.

Almanya da çalışan Dr Eugen JANZEN ise çocuklarda maske kullanımıyla ilgili günlük 6-8 saat maske kullanımından dolayı düzenli baş ağrıları, baş dönmesi, bayılma, aşırı terleme, konsantrasyon güçlüğü gördüğünü, bu konularda yetkililere 500 e yakın eposta mesaj ileti gönderdiğini 1 tane dahi cevap alamadığını bildirdi.

Ben kendimi bildim bileli bizim ülkenin gündeminden terör olayları hiç düşmez. Rabbim korusun devamlı bir yerler patlar insanlar ölür büyük acılar yaşarız. Dikkatimi çeken konulardan biride ülkemizde yaşanan bu son 2 yıllık süreçte terör olayları neredeyse hiç anılmadı. Demek ki o yaşanan acıların sebebi de aynı üst akıldı.

Tüm aşılarını olmuş devamlı maske takan dezenfektan kullanan insanlar gene de hasta oluyorlardı. Ve tabi bazıları sorular sormaya, sorgulamaya başladı. Onların gazını almak için medya aşı olanların hastalığı hafif geçirdiği yalanını uydurdu. Artık anlaşılan aşı virüsün yayılmasını engellemeye değil hastalığın hafif geçmesine yarıyordu. O halde belli periyotlarda insanlar aşılanmalıydı. Aslına bakarsanız hastalığı hafif falan atlattıkları yoktu. Bende hasta oldum hafif eklem ağrıları bendede oldu fakat ben hastalığı 3 günde yatarak ve sıfır ilaçla doğal beslenerek tamamen atlatırken tam aşılılar ağır şekilde 2 haftada atlatıyordu. Bakın ortada muhtemelen laboratuar ortamında genetiğiyle oynanıp geliştirilmiş bir grip virüsü var, bu doğru ama Allah‘ın yarattığı mükemmel insana hiçbir şey yapamaz. Kanıtı aşısızlardır. Takip ettiğim insanların hiçbirine bir şey olmadı. Ne oluyorsa tedavi görenlere, hastaneye gidenlere oldu.

Afrika ülkelerinden Tanzanya nın başkanı John Magufili oynanan oyunu görmüş idi. Basına yansımayan sosyal medyada halkına seslenirken kaydedilen videosunda şunları söylüyordu: "Bu testlerle pis bir oyun oynanıyor, bu ülkede akıl almaz şeyler oluyor, ya laboratuarlarda çalışan bilim adamları satın alınmışlar ya da doğru dürüst bir eğitim almamışlar ki bu doğru değil; çünkü bu laboratuarlar daha öncede bir çok hastalık için kullanıldı ya da bu DSÖ nün test kitlerinde bir şeyler var; çünkü en basit test malzemesi bile dışarıdan geliyor. Ortada bir oyunun döndüğü çok belli. Pawpaw meyvesi bile pozitif çıktı, keçiler bile bu testlere göre koronalı. Bu bilim adamları hiçbir gerçek araştırma yapmamış demektir. Korona olmadığı halde pozitif çıkan birçok insan var ki bunlar sadece endişeden bile ölebilirler. Ama bakın numunesini aldığımız pawpaw meyvesi hala yaşıyor, pozitif çıkan keçide hala ortalarda dolaşıyor." dedi ve vatandaşlarına endişelenmemelerini söyledi. Ve 2021 Mart aynın başında 2 hafta ortadan hiçbir yerde bulunamamasının ardından 17 Mart 2021 günü başkanın koronadan öldüğü açıklandı. Magufuli gibi olağandışı bir şeyler döndüğünü anlayan ve açkılamalar yapan Afrikalı liderlerden  Fildişi Sahili Başbakanı Hamed Bakayoko    10 Mart 2021 de öldüğünde 56 yaşında, Esvatini Başbakanı Ambrose Dlamini 14 Aralık 2020 de öldüğünde 52 yaşında, Brundi Cumhurbaşkanı Pierre Nkurunziza 16 Haziran 2020 de öldüğünde 55 yaşında idi. Bu yöneticilerin hepsinin koronadan öldüğü duyuruldu. Sizce!?  Medya Magufuli nin ölümünün hemen ardından gelen yeni Tanzanya Başkanının ve ekibinin maskeli görüntülerini servis etti. Aslına bakarsanız maskeler ve yöneticilerin verdiği maskeli görüntüler üst akıla gönderilen bağlılık mesajıydı. Ama anlayana.







John Magufuli


 ÇAPA Tıp Fakültesi mezunu Cerrahpaşa’da ihtisas yapan Dr.Nurçin İNCİRLİ çıktığı yerel bir televizyonda açıklamalarda bulundu. Almanya da bir örgütün virüsü izole edene 220.000 euro ödül verdiğini bildirdi. Örgütün iddiası bir çok ülke tarafından çeşitli aşılar geliştirilen virüsün daha izole bile edilmediği yani daha virüsün laboratuar ortamında ele geçirilemediğiydi. Örgüt virüsü izole ettik diye yayınlanan yayınların hepsini boşa çıkardı. Virüs diye gösterilen parçaların hiçbirinin saf virüs partikülünün kendisi olmadığını ispatladılar. Dr. Nurçin İNCİRLİ katıldığı programda yurtdışında yayınlanan 1500 hekimli bilimsel yayında salgının sahtekarlık olduğunu gösteren evrakları sundu. Arzu  eden herkesin sorularını cevaplandırılacağını, sunumları isteyen herkese gönderebileceğini söyledi.  Prof Stefano Scoglio’nun daha önce yazdığım PCR testi hakkındaki görüşlerini, doktorların hemşirelerin dans ederkenki yayınlanan videolarının ne kadar komik olduğunu bildirdi. Evet yanlış okumadınız. Medya bir dönem hemşirelerin çeşit çeşit dans videolarını yayınladı. Öyle ölümcül bir salgındı ki maskeli hemşireler garip garip dans videoları çekip yayınlıyorlardı. Resmen milletle dalga geçiliyor ve belki de kendi çaplarında bir ayin yapıyorlardı. Ayrıca doktor hanım kullanılan maskelerin üzerinde biriken bakterilerin büyütülmüş resimlerini paylaşarak bu bakterilerin insanlarda zatürreye sebep olduğunu bizlerle paylaştı.

Sosyal Medyada gücümüz büyük. Sanırsam bu yüzdendir sosyal medyada da harekete geçmek isteyen üst akıl çoğu bizlerin hesaplarını sansürlüyor. Atılan yazıları, videoları siliyor. Yapay zeka aşı kovid gibi kelimeleri seçip lehine süzgeçliyor. Ayrıca sosyal medyada aşıcılar lehine devamlı açıklamalar yapan doktorlar türedi. Yüksek takipçileri vardı. Attıkları tweetlerin altına aleyhlerinde bir paylaşım yaptım mı, bu bilimselde olsa gerçek istatistiklerde olsa taraflarınca engelleniyor siliniyordunuz. Gerçekten tam bilim insanıydılar!? Ve o kadar bilimle ilgileniyorlardı ki nasıl oluyorsa tüm günlerini sosyal medyada geçiriyorlardı. Örneğin Prof Dr Bengi BAŞER paylaştığı bir tweetinde hangi vitamin kovidi tedavi eder diye sormuş a,b,c,d ? Cevap=Hiçbiri demiş. Vitamini sadece eksiğiniz varsa alın demiş. Kendine sunulan d vitamini çalışmalarını okuduğunu, hiçbirinin bir şey kanıtlamadığını yazmış idi. Yani sağlığımız için güneşe falanda gerek yoktu herhalde hanımefendiye sorsak. Burada işin çok enteresan bir tarafı vardı. Bengi BAŞER in attığı bu tweetin İngilizcesi birebir anlamıyla ve birebir taslağı ile Hintli doktor Faheem Younus tarafındanda kendi hesabından paylaşılmıştı. Bu olay yayınladıkları tweetlerin dahi üst akıl tarafından dizayn edilip edilmediği sorusunu akıllara getiriyor. Tweeterdaki azılı kovid 19 aşı maske savunucularından biride Prof Esin Davutoğlu Şenol ki profil resmi küreselcilerin diğer bir projesi olan içinde cinsiyetsiz toplumun temellerinin gizli olduğu İstanbul Sözleşmesi için İstanbul Sözleşmesi yaşatır diye paylaşımı mevcut.

İlaçsız Yaşam adlı kitabın yazarı modern tıp ekolünü bir anlamda terk etmiş Dr. Ümit Aktaş yaptığı bir röportajında şunları söyledi: "Bizim hızımızda aşılama yapan çok nadir ülke var, bunu devam ettirdiğimizi düşünün, ayda 9 milyon insan aşılarsınız, 82 milyonu 9 ayda aşılarsınız, çift doz için 18 aya ihtiyacınız var, bu aşılar ne kadar koruyacak, 6 ay tahminler veriyorlar, 1 seneden uzun koruması mümkün değil zaten, bu rakamlarla nasıl bitireceksiniz pandemiyi? Aşıyla, mümkün değil" derken Televizyon ekranlarında dönen kamu spotlarında bugüne kadar bütün salgınların aşıyla bittiği yalanı atılıyordu. Doktor bey açıklamasının devamında şunları dile getirdi:"Bizi büyük bir tezgahın içine çekiyorlar, pandemiden kurtulmanın tek yolu bağışıklığın gelişmesidir. Biz salgının başından beri insanlara d vitamini vermeliydik, insanlara doğru beslenmeyi anlatmalıydık. En başından bu yana insanlara sıtma ilaçları ve antibiyotikler verildi, çok şükür bir kaç ayda vazgeçildi bu uygulamadan, Mart ayında Sayın Bakana yazı yazdım bu ilaçların hepsi kalpte ritim bozukluğu yaparlar, ikisini bir arada verdiğinizde son derece ölümcül sonuçları olabilir, ne oldu, 6 ay boyunca milyonlarca insana verdiler bir sürü insan kalp yan etkilerinden dolayı öldü, bunların kaçı ilaçlar yüzünden öldü, bilmiyoruz" dedi üst akıl muhtemelen yeni tiyatrolara geçiş için pandemiyi bitirmeye karar verdiği 2022 başlarında hükümete yakın A Haber kanalına çıkarıldığında da Ümit bey şunları dile getirdi:"Bu testin pozitif çıkması hastalık anlamına gelmez, belli bir çevre bütün dünyada adeta bir pandemi değil de pandemi histerisi oluşturacak şekilde hareket etti ve tüm dünyada daha önce görmediğimiz uygulamalarla karşılaştık. Hiçbir zaman 45-50 günde bulunan bir madde ilaç ya da aşı olarak uygulanmamıştı. Bugün omicron varyantı denen korona virüsün grip virüsünden hiçbir farkı yok, biz tarih boyunca bu virüslerle yaşadık."dedi. Spikerin "bu virüs nezle virüsüydü, bu dönemde mutasyona uğrayıp ciğerlere tutunamaya başladı da gene değişip aynı halini mi aldı" sorusuna "yok hayır yüz yıllardır yaptığı mutasyonun aynısını yaptı, hiçbir değişiklik yok; bu virüs eskidende ciğerlere tutunuyordu, 2019 yılında pandemiden önce bu memlekette 430 bin kişi öldü bunların 52 bini solunum yolu hastalıklarına bağlı olarak öldü, dünyada pandemi öncesinde her sene yaklaşık 8 milyon civarında insan viral hastalıklardan ölür, bununda 1 ila 1,5 milyonu korona virüse bağlı olarak ölür, her sene. Üstelik biz pandemi süresince icat edilmiş bir test olan PCR testini yapıp, tanı konulamayacak bir testle tanı koymaya kalkıp birde üstüne beyin pıhtısı bile atan hastaya testi pozitif çıktı diye kovid muamelesi yapıp onlara hiç uygulanmamış tedaviler uygulamaya kalktık. Aslında virüs beklenmedik şekilde davranmadı, virüs her zaman nasıl davranıyorsa öyle davrandı ama bunu abartıpta pandemi haline getiren biziz ve yanlış tedaviler uygulayanda biziz." dedi. Çatır çatır gerçekleri söylüyordu hem de a haber de. Nasıl yayınladılar bunları şaşırdım doğrusu. Bu çatır çatır gerçekleri duyan millette gene tık yoktu. Herhalde gene bizim milletin bu umursamazlığına güvenip yayınlamışlardı. Bizim millet muhtemelen "ne diyor ya bu değişik, bir sürü doktor yalan mı söylüyor kardeşim" demiştir.









Dr. Ümit Aktaş

Sahte salgın sürecinde valiliklere talimatlar gönderildi. Her valilik kendi ilinde çeşitli uygulamalar yapıyordu. En ilgincini Kayseri Valiliğinden duydum: Virüsün yayılmasını engellemek için toplu taşıtlarda konuşmak yasaklanmış. Palandöken belediyesi çocuklara temel reisli çeşitli çizgi film karakterli maskeler yaptırmış sokakta dağıtıyordu. DSÖ terör örgütü bile 12 yaşından küçüklere maske önermiyor. Dış mihraklar yetmezmiş gibi içerdeki kraldan çok kralcılar çocuklara maske takıp fotoğraf çektiriyor. Dr Aseem Malhotra:"Çocuklara okulda yüz maskesi takmaya zorlamak sadece bilimdışı değil ayrıca suçtur" diyor.

Camilerde maske mesafe kuralı davam ederken 2021 in Ramazanın da teravihler yasaklandı. Teravihler yasaklandı diyorum bak anlıyor musunuz? Hatta ramazanda iftar sofraları yasaklandı. Yuhh dediğinizi duyar gibiyim. Bazı yerlerde evlerin önündeki ayakkabıların sayısının çokluğundan zabıtalar polisler evlere baskın yapıp ceza kestiler. Bunu da gördük. Bu görevi ifa edenlerin hiç mi içi burkulmuyordu acaba. Birde televizyondan anımsadığım bir haber vardı: Karı koca motora binmiş gidiyorlar, maskeleri ağızlarında, polis durdurup "ama mesafe diye bir şey kalmamış ki" deyip ceza kesiyordu. Karı koca diyorum bakın. Gerçekten bilimin geldiği son nokta. Bizde bilim düşmanı ilan ediliyorduk bu ortamda.

Maide rumuzlu bir tweeter kullanıcısının paylaşımı: 2020 Mart ayından sonra ülkede kovid19 dan başka hastalık görülmedi, ölen herkes koronadan öldü, çünkü koronadan önce insanlar ölümsüzdü.

Enteresan durumlardan biride bugüne kadar halkı her zaman 2 ye ayıran üst akıl, medya ve siyasilerin neredeyse hepsi kovid konusunda birleşmişti. Aslında hafiften gene bir ayrıştırma taktikleri de vardı. O da hükümete yakın kanallar kovid var salgın var diyorlardı muhalifler ise salgın aşırı var çok var, yandaş medyanın gösterdiğinin 5 misli var diyorlardı. Neredeyse 4 saatte bir aşı olun maske takın diye tweet atan hükümetin bakanının varlığında muhaliflerin dediği nereden baksanız tutarsızdı. Ama o kendini elit solcu kesim olarak tanıtan genelde 50 yaşların üstündeki teyzelerin amcaların maske mesafe hijyen çılgınlığını can havliyle benimsemeleri birazda bu ayrıştırmadandı.

Mayıs 2021 de bizim ülkede eşine rastlamadığım bir olay gerçekleşti. Haysiyetli bir Cumhuriyet Savcısı youtube tan salgın ve tedbirlerle ilgili bir video yayınladı. İmanlı savcımız Eyüp Akbulut anlaşılan daha fazla dayanamamış ve harekete geçmenin zamanının geldiğini düşünmüştü. Yarım saatlik videosunda özetle şunları dile getiriyordu: Bir soruşturma başlattığını, anlatacağı hususları birçok yetkiliye anlattığını, bu yetkililerin kendisine aman başına iş alırsın, işini kaybedersin, sana bir şeyler istinad ederler dediğini söyledi. Bugün uygulamada olan sokağa çıkma yasağının, maske takma zorunluluğunun, seyahat kısıtlamalarının hukuka aykırı olduğunu; getirilen yasaklamaların dayandırıldığı kanun maddelerinin istismar edildiğini, aşı yapılırken imzalatılan onam belgelerinin çöp niteliğinde olduğunu söyledi. Bir vatandaşın maske zorunluluğuna karşı açtığı yürütmenin durdurulması davasındaki usulsüzlükleri anlattı. Kendisinin aşı karşıtı olmadığını, kendisine aşı tanımlanınca aşı ile ilgili yayınlanan bilimsel çalışmaları araştırdığını, kan dondurucu verilerle karşılaştığını, bunların bir ihbar niteliğinde olduğunu fakat insanların soruşturma açmak için cesaret edemediğini söyledi. Burada andığımız doktorların ve bilim adamlarının isimlerini ve iddialarını dile getirerek kendisinin bu cesareti gösterip resen bir soruşturma başlattığını, kendisinin kurumlara müzekkere yazarak delil toplamaya başladığını ilgililerinde soruşturmaya delil göndererek elini taşın altına koymalarını istedi. Uygulanan tedbirlerin kendi yaşadığı Viranşehir ve çevresinde çok az uygulanmasına rağmen korkutulduğu gibi bir salgının yaşanmadığı ve hatta dünyada tedbir uygulanmayan yerlerde medyanın yansıttığı gibi olayların olmadığını dile getirdi. Bahsettiğimiz üst akılın Afrika kıtasında her türlü imkanla insan katlederken ayrıca da aşı tedarik ettiğinin altını çizdi."Belki ben işimi kaybedeceğim ama haysiyetli bir hukukçunun bunu yapması lazım" dedi. Kendisinin bulunduğu yerin uyuşturucu güzergahı olduğunu, kendisinin yürüttüğü uyuşturucu soruşturmalarına yapılan salgın sebepli sokağa çıkma yasağı uygulamalarında görev almalarından dolayı memur dahi bulamadığını söyledi. Buda işin farklı bir boyutuydu gerçekten. Kovid 19 çıkınca asıl suçlarla ilgilenen kalmamıştı. Aşı ile ilgili şaibelerin giderilmesi gerektiğini, kimsenin aşı vurulmaya zorlanamayacağını, bunun bir zorbalık olduğunu söylerken hiç kimsenin bizi kedi köpek gibi aşılayamayacağını söyleyerek yukarıda bahsi geçen sözde doktor Bingür Sönmeze atıfta bulundu. Aşı vurulanlarla vurulmayanlara PCR testi yaparken döngü sayısının farklı kullanıldığını söyledi. Bu uygulama aşılılarda PCR ın pozitif çıkması olasılığını düşürüyordu. Kendisine yapılacak istinadlarada hazır olduğunu belirtti. Savcımızın videosu twitterda büyük ses getirdi. 300 binden fazla paylaşım yapıldı. Sevindik, mutlu olduk tabii. Tanıdıklarımızla paylaştık. Hatta o zaman içimden savcımızın yanına gitmek onu desteklemek geldi. Bazılarıyla paylaştım ama giden olmayınca bende gitmedim. Sonra savcımız beklendiği gibi ilgili soruşturmadan uzaklaştırılıp soruşturmaya başka bir savcı atandı. Her şeyi unutan halkımız savcımızı da yavaş yavaş unuttu ve unutturuldu. Sonra yeni bir paylaşımı gelir diye çok bekledim ama o da olmadı. Ama bazı çevrelerden savcımızın durumunun iyi olduğu haberi geldi çok şükür. Sen iman yolunda zaten kazananlardansın Eyüp Akbulut. Rabbim seni cennetiyle şereflendirsin.








Almanya da 1000 e yakın bilim insanı toplanıp gerçek bilimsel verileri açıklayarak maskelerin alınan önlemlerin işe yaramazlığını, aslında olayın bir kölelik sistemi kurmak için tasarlandığını anlatan videolar yayınlarken bu grubun önde gelen doktorlarından Dr Heiko Schöning pandemiyi "bu tıbbi bir salgın değildir, siyasi bir salgındır" sözleriyle tanımladı.

    Bu salgın senaryosunun daha öncede kuş gribi ve domuz gribi ile yapılmaya çalışıldığını söylemiştim. O dönemlerde dikkatimizi pek çekmemiş döneminin bakanı Dr Osman Durmuş beyin açıklamaları sosyal medyaya yayıldı. Sayın Bakan şunları söylüyordu: "Bizim insanımız denek olarak kullanılacaktır, paniğe de aşıya da büyük bir ihtiyacımız yoktur, mevsimsel gribe göre daha selim olan bu hastalık için 40 milyon aşı ile milyonlarca aşıyı yapmakta ne gibi bir fayda vardır, neden toplum paniğe sevk edilmekte, aman elinizi çabuk tutun ve hemen aşı olun denilmektedir. Küresel krizin faturası gelişmekte olan ülkelere bu şekilde ödettiriliyor olsa gerek, bende başkan Ford u ciddiye alıyorum kendimi ve ailemi grip salgınından korumak için koruyucu tedbirlere başvuracağım ancak aşı olmayacağım, bu benim kişisel tercihimdir. Okullarda Bakanlık öğrencilere zehirli ilaçlama araçları yerine temizlik ile ilgili bilgilendirmeler yapmalıdır". Görüldüğü gibi salgın tiyatrosu daha öncede sahnelenmeye çalışılmış ama anlaşılan pek başarılı olunamamıştı. Ya da şimdi yaşadığımız sahte salgına ufaktan girişler yapılıyordu. Dönemin DSÖ direktörü Prof. Ulrich Keil, “Domuz gribi salgını ilaç firmalarının kârını artırmak için üretilen bir korku kampanyasıydı” diye itiraf etmişti.

Doğruları söyleyen doktorlara bilim adamlarına da aba altından sopa gösteriliyordu. Bursa Tabip Odası Kamuoyu duyurusunda: Bursa da bulunan ve pandemi ile ilgili bilime aykırı açıklamalar yapan, sosyal medyada paylaşan doktorların durumu incelenmekte ve gerektiğinde haklarında soruşturma açılmaktadır diyordu. Bunlar bilim diye ayrı bir put yaratmıştı anlaşılan. Tartışmaya araştırmaya açık değildi bunların bilimleri.

2000 li yılların başında NASA da çalışmış ülkemizin gözde bilim kadınlarından Neva Çiftçioğlu Banes katıldığı röportajlarda ve twitter hesabında pandeminin plandemi olduğuna dair 100’lerce veri, makale, bilgi paylaştı ve paylaşmaya da devam ediyor. Röportajlarında halkın anlayabileceği dilde maskelerin hiçbir işe yaramayacağını ayrıntılı şekilde anlattı. Ancak o da artık ümidini yitirenlerden. Son bilimsel ispatlar ve de gözlemler sonucu hele de itirafların yazılı kanıtlarına rağmen sağlık kuruluşlarının tepkisiz olmasının insanlığın bittiği nokta olduğunu bildiriyor.

Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko eğer ülkesinde pandemi ilan eder ve pandemi kurallarını uygulamaya sokarsa imf nin kendisine büyük para teklif ettiğini açıkladı. Bu teklifler tüm ülkelere yapılmıştı tabi.

İlerleyen süreçte şöyle haberler duymaya başladık: Falan filan kişi 2.doz aşıdan bir hafta sonra hayatını kaybetti. Bu haberler pek hayra alamet değildi işte. Gencecik sporcular birden bire yığılıveriyorlardı ekranlarda. Genç sporcuların daha öncede bu tarz rahatsızlıklar geçirdiklerini görmüştüm ama bu haberler hiç bu kadar sıklaşmamıştı. Tenis camiasından Novak Djokovic aşı olmayı reddettiği için Avustralya Tenis turnuvasına alınmazken, aşının reklamını yapan Rafeal Nadal katıldığı bir turnuvayı göğüs ağrısı sebebiyle terk etti.









Novak Djokovic

 Sağlık bakanlığının çoğu ilaçta tuttuğu yan etki verileri kovidde pek anılmıyordu. Sonra ortaya çıktı ki tüm dünyada kovid aşılarının 10bin’lerce yan etki kaydı varken bu rakam Türkiye’de 0 dı. Yazıyla da yazayım SIFIR. Sadece 5 milyonluk İskoçya 3700 aşı ölümü rapor etmiş.

Daha öncede andığımız mikrobiyoloji ve enfeksiyon epidemiyoloji uzmanı 20 yıla yakın Yerel Tıbbi Mikrobiyoloji Enstitüsünde Başkanlık yapan Prof Dr.Sucharit Bhakdi "Korona aşısı tehlikeli ve sizi uyarıyorum; bu yolda giderseniz felaketinize gideceksiniz" diyordu. Katıldığı başka bir röportajda da şu can alıcı vurguları yapıyordu:"Bu aşıya izin vermek kriminaldir, bunu dünyadaki herhangi bir topluluğun ve ya mahkemenin önünde rahatça söylerim, bu Avrupa da mahkemeye taşınıyor. Aşıyı yapmadan önce hasta tarafından tolere edilebileceğini ve etkili olduğunu ispatlaman gerekir. Ve tabi ki buna hiç bakılmamış bile. İnsanların bu hiç test edilmemiş ve tehlikeli yan etkileri olmadığı ispatlanmamış aşıları kullandığınızda ne yaşayacakları düşünülmemiş bile. Olan şu ki dünya bir hayvan deneyi evine döndürülüyor. Siz ve çocuklarınız test edilen hayvanlar oluyorsunuz. Tıp tarihinde yapılmış en muazzam deney insan üzerinde tatbik ediliyor. Büyük skandal, büyük rezalet. Herhangi bir politikacının buna kalkışması dehşet verici. Herhangi bir otoritenin, tıp insanının bu doğrudur demesi bir doktor olarak bana çok korkutucu, dehşet verici bir düşünce olarak geliyor."

Polonya’dan Dr Piotr Rubas:"Piyasaya yeni çıkacak her aşının en az 5 yıl sürecek klinik deneylerden geçmesi lazım, öldürücülüğü(mortalite hızı) senelik grip virüsünden farklı olmayan bir şey için neden bedenime etkisi bilinmeyen bir şey zerk ettireyim ki".

İspanyadan Dr Natalia Prego Cancelo:"Kovid 19 aşısının güvenlik ve etkinliği gösterilmemiştir. Orata da tıbben bir salgın falan yoktur."

ABD li doktor Rashid Buttar:"Şimdi herkese örnek olun ve ayağa kalkıp bilhassa da çocuklarınız için tepkinizi ortaya koyun, mücadeleyi bırakmayın. Çocuklarınız özgürlük nedir bilsinler. Çocuklarınız gösterdiğiniz kahramanlığa tanıklık etsinler, etraf ne derse desin ne yaparsa yapsın sizin doğru olanı yapma cesaretiniz olduğunu görsünler"

Fransız Doktor Nour De San:"Burada aşılama prensibi değil tartışılan, mesele 1 yıldan az bir sürede yepyeni bir hastalığa yepyeni adjuvan teknolojileri ile bu kadar büyük kitlelere vurulabilecek güvenlikte yeni bir aşı geliştirmiş olmalarına inanmamızı beklemelerinde"

ABD li Doktor Kelly Brogan:"Neredeyse 1 asırdır aşı işi namussuzluğu ilke edinmiş bilimle, propagandayla ve tıbbın aydınlatılmış onam ilkesi sistematik şekilde bastırılmak suretiyle yürümüştür. Kovid 19 aşısıyla artık bu gerçeği herkesin görebileceği bir dönüm noktasına ulaşıyoruz. GDO, kimyasal ilaç, 5G ile öjeni çalışmalarını yürüten bu teknotratlara sağlığınızı emanet edecek misiniz, yoksa iddialarının geçersizliğini görüp, transhumanist ajandaları ile kendi vücudunuza karşı güven duyduğunuzu elinizden almaya, kendi yaşamınızla ilgili hiçbir karar alma yetiniz kalmamasını sağlamaya çalıştıklarını amacın sizi insanlıktan çıkarmak olduğunu görecek misiniz? Aşı enjeksiyonu devletin bedeninize, zihninize ve ruhunuza penatrasyonu/iğfalidir. Kovid 19 aşısının çalıştığı da güvenle vurulabileceği de kanıtlanmamıştır. Ortada gerçek bir salgın yok"

Norveçli Tıp Doktoru Nils Fosse: "Kovid 19 aşısının etkinliği ve güvenle vurulabileceği kanıtlanmış değildir, sadece birkaç bin insana bir iki ay denenmiş yeni bir teknolojiden bahsediyoruz, ortada gerçek bir pandemi yok, Norveç’te ölüm oranları herhangi bir yılda kaydedilenden fazla değil."

İngiltere Özgür Tıp Birliği kurucularında emekli Tıp Doktoru Elizabeth Evans:"Kovid 19 aşıları güvenilirliği ve etkinliği kanıtlanmış ürünler değildir, mRNA gibi yepyeni bir teknolojiyle üretilmiş bu deneysel aşıların milyonlarca insana, güvenliği kısacık bir süre izlenmiş ve dolayısıyla kısıtlı veriye sahip, virüs bulaşını önleyeceğine dair tek bir kanıt olmayan, uzun vadede ortaya çıkarabileceği otoimmün hastalıklar, kısırlık ve çeşitli kanser türleri gibi olumsuz etkileri hakkında hiçbir tahminimizin olmadığı böylesi bir aşıyı vurmanın hem sorumsuzca bir davranış hem de gereksiz olduğunu düşünüyoruz."

İngiliz Kraliyet Cerrahlar Birliği üyesi rekonstrüktif cerrah Doktor Muhammed Adil insanlık adına insanlığın haklarını savunmaya ant içtiğini, bilhassa koronovirüsten dolayı toplumsal yaşama getirilen kısıtlamalara karşı olduğunu bildirdi.

Bu aşılar ruhsatsız olduğundan ve çok acil ölümcül bir salgın (!?) olduğundan, sözde acil kullanım izni onayı ile vuruluyordu; fakat bir yurttaşımızın Biontech firmasına yazılı olarak sorduğu sorulara firmanın verdiği cevap şöyle idi:"Pfizer-Biontech Covid-19 aşısı Tıbbi Enformasyon Birimiyle irtibata geçtiğiniz için teşekkür ederiz.Pfizer-Biontech Covid-19 aşısı Türkiye de ruhsatlandırılmamıştır, izin verilmemiş ve acil kullanım onayı(AKO) almamıştır, bu nedenle sorunuzla ilgili yorum yapamıyoruz ve sorunuza yanıt veremiyoruz.Türkiye de T.C. Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları olan Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ile iletişime geçebilirsiniz." Vay canına, acil kullanım izni alınmamıştı, muhatabınız biz değiliz Sağlık Bakanlığı deniyordu. Acaba gizli anlaşmalar mı vardı??

Sonra birde yerli aşı çıktı. Turkovac. Anlaşılan aşı olmayanları milli duygularla Türk adıyla iğneye getireceklerdi. Aslında yerli falan değil. Tüm aşılar GAVİ ortaklığıyla üretiliyordu.

Tüik her sene Haziranın sonuna doğru yayınladığı yıllık ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerini 23.06.2021 tarihinde yaptığı kamuoyu duyurusundaki "idari kayıtlardan üretilmekte olan istatistiklere ilişkin çalışmaların henüz tamamlanmamış olması sebebiyle ileri bir tarihe ertelendiği" gerekçesiyle bülteni yayınlamadı. Solcu Birgün gazetesinin Bilgi Edinme Kanunu Kapsamında 2021 in sonunda Tüik e konuyla ilgili sorularının ardından Tüik İdari kayıtlardan üretilmekte olan istatistiklere ilişkin çalışmaların henüz tamamlanamadığını bildiriyor. Solcu Birgün gazetesinin Tüik e sorma sebebi ise ölümlerin daha çok olduğuna inanmalarıydı. Daha önce andığımız Üst akılın ayrıştırma yöntemi İktidarın ölüm var muhalefetin hayır daha fazla ölüm var metodu çalışıyordu. 2022 Nisan ayı itibariyle ilgili istatistik halan yayınlanmış değil. Yayınlansa ölümlerin her zamanki seyrinde olduğunu göreceğiz muhtemelen.

Sahte salgın sürecinde bir ülkeden başka bir ülkeye geçmekte bir çok prosedüre dayandırıldı. Aşı pasaportu ismi bu esnada ortaya atıldı. Zaten aşısızsanız başka bir ülkeye gitmeniz imkansız gibi. Bu sebeple Kabe yede gidemiyoruz. Hac ibadetimizi şuan aşısız olarak yapmamız engelleniyor.

Eskişehir de yaşıyan Op Dr. Bilgehan Bilge sosyal medyada herkese meydan okuyarak şunları söyledi: "Maske sizi bu virüs enfeksiyonundan korumaz; maske bir kolektör gibi virüs toplar ve sizin daha ağır hastalanmanıza sebep olur; maske yetersiz oksijen almanıza sebep olur. Bu da kronik kalp, damar hastalığı, beyin damar hastalığı, hipertansiyon hastalığı gibi hallerde ölümcül risk arttırır; maske koah, astım, amfizem gibi solunum yolları hastalıklarını alevlendirir, maske yapımında kullanılan sentetik materyallerin kısa ve orta süre içerisinde ne gibi hastalıklara sebebiyet verebilecekleri araştırılmamıştır, ileride alerjik reaksiyon altyapısı ve hatta kansere sebebiyet verme ihtimalleri mevcuttur diyorum ve buradayım, aksini iddia eden kanıtları ile gelsin. Ayrıca, benim bir hekim olarak yaptığım bu uyarıları suç unsuru olarak değerlendiren beni ihbar etsin, Türk Tabipler Birliğine şikayet etsin, hatta savcılığa suç duyurusunda bulunsun". Ayrıca hocamızın verdiği bir veriye göre gen aşısı olanlarda D-Dimer değerleri yüzde 70 e kadar yüksek çıkıyordu. D Dimer değerinin yüksek olması kanın aşırı pıhtılaşması, her an kalp krizi, beyin damar tıkanıklığı, akciğer yetmezliğinin baş göstermesine sebep oluyor.

Nobel Ödüllü Dr. Otto H. Warbug un "bir hücre 48 saat yüzde 35 eksik oksijen alırsa kanser hücresine dönüşür" söylemi maskenin zararını ispatlar niteliktedir.

Prf Dr. B. Gültekin Çetiner yayınladığı istatistikte 112 milyonluk Etiyopya da 2,18 milyon doz deneysel sıvı yapıldığını, vaka sayısının 0,0025 olduğunu yani binde 2,5 vakalar içinde ölüm oranının 0,016 olduğunu yani ülkede birinin kovid ile ölme olasılığının 0,00004 yani yüz binde 4 olduğunu bildirdi.

Ve yapılan bazı araştırmalarda aşı diye sunulan deney sıvılarının içinde grafen maddesi bulundu. Neyin nesi idi bu grafen. Moleküler Biyolog Prof. Çoban Turan ın açıklamalarına göre Grafen oksit, vücudu oksijenden yoksun bırakan ve anafilaktik şok, toksik kan pıhtılaşması, ölümcül pnömani, mitokondriyal kanser ve endotel kanseri dahil ancak bunlarla sınırlı olmayan birçok komplikasyona sebep olan bir oksijen süngeri idi.









Grafen

Harvard Tıp Fakültesi'nde tıp profesörü ve Brigham and Women's Hospital'da biyoistatistikçi ve epidemiyolog Martin Kulldorff ta sahte salgınla ilgili geçerli veriler sunup süreci eleştirenlerdendi fakat onu da kimse dinlemiyordu. Televizyon yalan söyleyecek değildi ya.

Prof Dr.Serhat Fındık yanlışlığın PCR kullanımıyla başladığını ortada bir pandemi olmadığını plandemi olduğunu ölüm oranlarının çok düşük olduğunu ortada bir yanıltmaca olduğunu ekranlardan söyledi. Ama bu seferde sevgili halkımız herhalde Survivor izlemekle meşguldü.

Kendi kendinize yapabileceğiniz PCR testlerinin arkasında test çubuklarının Steril EO ile dezenfekte edildiği yazıyordu. Açılımı Steril Etilen Oksit. Etilen Oksit kanser araştırmalarına göre en büyük kanserojen kimyasallardan biri. Bir karsinojen. Beyin kanserine, lenf kanserine, lösemiye yol açıyor. Bu çubukları insanların burunlarından neredeyse beyinlerine kadar sokarak kanser ölümlerine yol açmadılar mı? Bu bir savaş, bu bir sessiz ölüm diyordu bir sosyal medya kullanıcısı.

Çok bilimsel Bilim Kurulunun üyelerinden Prof Dr Ateş Kara sürecin başlarında verdiği bir röportajda spikerin aşıyı bulmak ne kadar alır sorusunun üzerine şunları söylemiş:"çok değişiklik göstermeyen sabit bir virüs olsa bunun aşısını geliştirmek genellikle 2 ila 5 yıl içerisinde olabilir ama bu virüs kendisini değiştirebilen bir virüs, yani bugün bulacağımız bir aşı en iyi ihtimalle 4-5 yılda bizim kullanımımıza sunulur ama sadece bunun için etkili olur, değişecek korona virüste etkinliği olmaz". Bunları söyleyip de müthiş bilimsel bilim kurulu ne ara aşıyı hararetle savunur hale geldi derseniz? Başlarda gördüğünüz gibi bilim adamları gerçekleri savunuyordu sonra ne olduysa hepsi köşesine çekildi ve yalanları savunmaya başladılar.

Ağustos 2021 de devlet işe gidip aşı olmayanların haftada 2 kere PCR testi vermesi kararı aldı. Sürekli hasta olmadığımızı ispatlamak zorundaydık yani. Bu kararla aşı olmak istemeyip de aşı olan sayısı çoktu. Hamdolsun biz aşıda olmadık PCR testide vermedik, işimize de gittik. Devlet dairelerinde ve işyerlerinde aşı ile ilgili büyük baskılar vardı. Kimse yasal yolla bir şey yapmıyordu, yaparlarsa muhtemelen başlarına ne geleceklerini tahmin ediyorlardı. Gayri resmi whatsup kovid bilgilendirme grupları kurup herkesin aşı kartlarını atmaları isteniyordu. Bizim kurumda da istendi. Direk gruptan çıktım. Kuru tehditlere boyun eğecek değildik.

Ankara da diş hekimliği yapan Mahmut Demirkan hocamızda bu süreçte çok direniş gösterenlerdendi. Hocamızın savunduğu bir şey vardı ki bence de çok önemli, evet çoğu insan bir şeylerin oyun olduğunun, plandeminin, yapılan haksızlıkların farkında ama çoğu kişi bir kurtarıcı bekliyor. Kurtarıcı beklemeden önce herkesin kendi bireysel direnişini göstermesi gerektiğini savundu. Çokta haklıydı. Şu sıralar Sağlık Bakanlığından aldığı cezalarla ilgili bireysel direnişini çatır çatır yapıyor ve kazanıyor. Rabbim hepsini kazananlardan eylesin. Bu direnişte payı olan herkesten razı olsun.

Aslında yıllar önce Türk Einsteinı, dünyanın en genç profesörü unvanını almış değerli Moleküler Biyoloğumuz Oktay Sinanoğlu bizi uyarmıştı:"Dünya değişecek, bir takım sahte salgınlar çıkarılıyor, sahte domuz gribi kuş gribi gibi olmayan gripler icat ediliyor ve bunun için aşılar hazırlanıyor bir iki Amerikan şirketinde, bu aşılar büyük çapta birilerini güdümünde olan ülkelere kakışlanıyor. Bu sahte griplerle Afrika’da yalnızca 17-45 yaşlarında doğurgan kadınları aşılıyorlar, bu aşı başka bir ülkede bağımsız şekilde incelendiğinde içinde doğumda düşük yapıcı, sakat doğurucu yahut doğmadan ölümlere sebep olan son derece zararlı kimyasal madde bulunuyor. Tam bir katliam". Bu sözleri 2013 yılına ait.









Oktay Sinanoğlu

Ben bu satırları toparlarken tarih 20.05.2020’ yi gösteriyor ve görülen o ki kovid19 bu işin sadece başlangıcı idi. Üst akıl insan fıtratına son hızla saldırırken gündemde sentetik et, uçaklardan salınan ağır metal içerikli gazlar (chemtrail), güneşin önünü kapatma, Çin’in yapay güneşi, cinsiyetsizlik, her şeyi dijitalleştirmek, vatandaş puanlama sistemi, birden çoğalan köpek saldırıları, yapay depremler, yapay seller, uydu aracılığı ile çıkarılan yangınlar var. Black Mirror dizisinde izlettiklerini teker teker yaşatmaya kararlı görülüyor üst akıl.   (Ve bu satırları yazan ben 06.02.2023 te Hatay da 800 kişinin öldüğü Rönesans Sitesi nin arka tarafında 11 katlı ağır hasarlı binada depremi yaşamış, yakınlarımı kaybetmiştim. Deprem esnasında gökyüzüne yayılan büyük ışık dalgalarına gözlerimle tanıklık ederken, sonrasında depremde 10binlerece ölünün olduğu Hatay ın medya da ilk 3 gün gündem edilmediğini, ilk gün şehre tek giriş olan İskenderun körfezinde birden yangın çıkarak şehre girişlerin kapandığını ve gene ilk 3 gün yardım için  askerin kışlalardan çıkarılmadığını öğrendim. )

İnsanları kandırmak kandırılmış olmalarına ikna etmekten daha kolaydır.(Mark Twain)

Muhtemelen tarih kitaplarında 2020 den itibaren nüfusun giderek azaldığı yazacak. Ama bu azalışın sebebi kesinlikle bir pandemi olmadı. Bu azalışın sebebi pandemi gerekçesiyle getirilen önlemler sayesinde yıllarca gizli şekilde ürettikleri biyolojik silahları insanların hayrınaymış gibi kullanmaları oldu. İnsanları kandırdılar ve öldürdüler. Toplum sağlığı deyip insan ırkını katlettiler.

Bu mücadelede isimleri geçen Ali Osman Önder,Av.Kasım Karadaş, yazar Abdurrahman Dilipak, Araştırmacı Hamza Yardımcıoğlu, Araştırmacı Erkan Trükten, Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, Op.Dr.Mehmet Okan Özdemir, Uzm.Dr.Özcan Yücel, Dr. Bekir Tok, Prof.Dr.İbrahim Barut, Prof.Dr.Yavuz Dizdar, Uzm.Dr.Orhan Kara, Dr.Tuncer Kaltar, Dr. Güçlü Ildız, Prof.Dr.Hüsniye Örs. ve daha adını burada anmadığımız gerçek mücahitlere selam olsun. Rabbim onlardan razı olsun. Cennet mekanında hepsini buluştursun.  

   

  PLANDEMİ   Burada yazılanlar çocuklarıma gerçekleri anlatmak için yazılmıştır. Herkes bilgi edinmek için kullanabilir.   Yalan çağ...